Öncelikle Matematik gibi genel olarak ülkemizde başarı durumu pek parlak olmayan bir dersten bahsedeceğiz.
Öğrencilerimiz genellikle matematik soruları çözerken bunlar bizim ne işimize yarayacak diye ön yargıyla başlıyorlar. Kendilerine matematiğin bir ders değil hayatın kendisi olduğunu, matematik olmadan hayatları boyunca her alanda zorlanacaklarını anlatmaya çalışıyorum.
Görüştüğüm velilerin önemli bir kısmında LGS’de matematiğin sadece 8. Sınıf konularından ibaret olduğu kanısı bulunmakta. Oysaki matematik sarmal bir derstir. Okul hayatınızın başlaması ile siz aslında LGS ve Üniversite Sınavı için temel atmaya başlıyorsunuz.
LGS ye gelmiş bir öğrenci ilk önce dört işlemde (toplama, çıkarma, çarpma, bölme -yani çarpım tablosu) çok çok iyi olmalıdır. Yani, sıra sayarak, parmak kullanarak, aslında genel olarak çarpım tablosunu çok iyi biliyor ama sadece 7’lerde biraz takılabiliyor gibi durumlar öğrencimizde çok ciddi sıkıntılara yol açıyor. Özellikle ilkokulda dört işlem kısmı en üst düzeyde halledilmiş olmalı ki, bir sonraki sınıflarda öğrenilen konulara odaklanmayı sağlar, yoksa öğrenci herhangi bir problem karşısında, probleme odaklanmak yerine dört işleme odaklanıyor, bu da çok ciddi zaman kayıplarına ve hatalara sebebiyet veriyor.
İkinci konu öğrencilerimize LGS öncesi geçmiş yedi yılda öğretilen birçok kazanım sadece bir konu olarak gösterilip, hayatla bağlantısı kurdurulmadığı için ve öğrenci bilgiyi nasıl kullanacağını öğrenmediği için maalesef bilgiler kalıcı olamıyor.
En önemli konulardan bir diğeri ise kesirler. Aile ile görüşüyorum, çocuğum matematiği çok seviyor diye geliyor. Harika, peki kesirlerle arası nasıl diye sorduğumda -işte orada sorun var-oluveriyor.
Kesir sadece bir konu değildir, matematiğin temellerindendir ve hayatı boyunca tüm işlemlerde karşısına çıkacaktır. Tam sayılarda olduğu gibi kesirlerle de oynamayı öğrenmediği sürece matematik her zaman korkulu rüyası olmaya devam edecektir.
Test sistemi maalesef çok ciddi bir zarar veriyor. İlkokuldan itibaren öğrenciler test sistemi ile karşı karşıya kalıyor. Bu da öğrencinin bir sorunun üzerinde gerçekten uğraşarak çözüme gitme becerisini maalesef geliştirmiyor. Problem çözümünü tek tek, alt alta düzenli şekilde çözmeyi ve de yazmayı öğrenemiyor, takip etmesini engelliyor. Soruyu düzenli yazmadığı için takip edemiyor, sorudan kopuyor, akabinde kendi kafasında bir soru oluşturup onu çözmeye çalışıyor. Çocuklara matematik sorularının cevaplarını şıksız verdiğimizde çok ciddi bir dirençle karşı karşıya kalıyoruz, çünkü şıklar üzerinden gitmek kolay geliyor, ki bu arada birçok öğretmen şıklardan gitme yöntemini destekleyen şekilde eğitim veriyor. Bu da konunun doğru öğrenilmesini engelliyor. Öncelikle konu çok iyi öğrenilmeli (şıksız ), eski nesil sorularla pekişmeli, en son yeni nesil sorulara geçilmeli. Direkt yeni nesil sorular zarar veriyor.
Bir diğer çok önemli konu denklemler konusu. Denklem sadece bir ders konusu olarak öğretiliyor, ki aslında matematiğin bel kemiği olarak kabul edilir. Denklem mantık muhakeme, bağlantı kurma becerisidir. Öğrenci basit denklem çözümünü çok iyi öğrenmelidir. Bu bir tekniktir ve her öğrenci (sayısal, sözel fark etmez) mutlaka öğrenir. “Yerine ne koysam” yöntemi üzerinden gitmek çok ciddi zarar veren bir durumdur, ileriki yıllarda da normal çözüm öğretilmediği için beyin sadece bu yönteme gidiyor. İşin içine kesir veya köklü sayı girince yerine ne koyarsam yöntemi maalesef işe yaramıyor. Tabii birde denklem kurmaya gelirsek, ters işlemden gidiliyor. Bu da çocuklarımızın muhakeme becerilerinin gelişmesine çok ciddi zarar veriyor. Oysa ki sadece Türkçe cümlesiyle yazılan problem matematik cümlesine çevrilecek ve tekniği kullanarak çözülecek. Bunu kavrayan öğrenciler her zaman daha başarılı oluyor. Ayrıca muhakeme becerisi geliştikçe tüm derslere sirayet ediyor. Tüm derslerde bağlantı kurarak çıkarım yapmaya başlıyor. Akabinde elbette ki, oran orantı, yüzdeler … Tüm bu konular matematiğin bel kemiğini oluşturuyor. Bunlar olmadan bir öğrencinin LGS konularını layıkıyla ve kalıcı şekilde öğrenebilmesi maalesef çok zor, hatta mümkün de değil.
Bir diğer olmazsa olmaz konu da; elbette ki okuduğunu anlama becerisidir. Hatta ilk basamak olduğunu da söyleyebiliriz. Okuduğunu anlayamayan bir öğrenci problemi de anlayamayacak, analiz ve muhakeme edemeyecek ve öğrendiği matematik becerileri ile de bağdaştıramayacaktır. Bu durumda çocuklarımızın çok küçük yaştan itibaren bu yönünü de destekleyip geliştirmeliyiz. Yani sonuç olarak LGS deki başarı aslında ilkokul birinci sınıftan itibaren geliştirilen akademik kazanımlara bağlı bir süreçtir.